Marble Surface
  • 87GS

Şu Rummenigge Meselesi

Güncelleme tarihi: 16 Kas 2021

Sene 1987...


Haziran ayının başı...

Galatasaray için 14 yıllık bekleme bitmiş, 1973’den sonra ilk kez şampiyonluk ipini göğüslemiş. Ortam müthiş, her şey çok güzel gidiyor.


Üstelik,

Samsunspor’un golcüsü ve son 2 yılın gol kralı Tanju Çolak transfer edilmiş Ve yine, Samsunspor’un o dönemki flaş ismi, Savaş Demiral, Fenerbahçe’nin de devrede olduğu bir transferde son dakikada Galatasaraylı olmuş...

Tabii, Sarıyerli Rıdvan'ın, 2 sene boyunca Galatasaray’a geleceğini söyleyip, Galatasaray’dan 50 milyon Türk lirası para alıp, ki sonra iade ettiğini söylemiştir, Derwall’i bile geleceğine inandırıp, dümeni Fenerbahçe’ye kırmış olması moralleri biraz bozmuş olmalıdır.

Transfer haberleri havalarda uçuşurken, birden Türkiye’nin alışık olmadığı isimler ortaya atılmaya başlandı... Hadi Galatasaray Şampiyonluk sarhoşuydu diyelim... Daha eğlencede içilenler vücudu terk etmemişti...Ama diğer kulüplerdeki bu çıkışlar alışılageldik değildi.

Avrupa'nın yıldızlarını istiyorlardı, yaşları kemale ermiş olsa da hala en üst düzeyde oynayan efsaneleri...

Beşiktaş, Real Madrid’in 35 yaşındaki efsanesi Carlos Alonso González’in, yani dünyaca bilinen ismiyle Santillana’nın peşine düşmüş, Fenerbahçe ise Almanların ünlü kalecisi Schumacher’i gündeme taşımıştı.

Galatasaray Başkanı Ali Tanrıyar birden PLATİNİ ismini ortaya attı. Sinemada Alain Delon Fransa için ne ise futbolda da Michel Platini aynı şeydi.

Bu konuda Fransa’daki tanıdıklarından yardım isteyeceğini söyledi ama o söz orada kaldı, daha fazla uzamadı. Çünkü Platini 5 yıllık müthiş Juventus kariyeriyle birlikte futbolu da bırakma kararı almıştı.

Kamuoyunda o nedir ne değildir, kaça patlar... gelir mi...daha hiç konuşulmadı ki ,bu kez de, başka bir büyük isim düştü manşetlere...

Son 3 yıldır İnter’de oynayan ve ayrılması söz konusu olan Bayern Münih efsanesi Karl- Heinz RUMMENİGGE’nin ismi Bomba gibi düştü manşetlere... Hem de 1 milyon mark teklifiyle...

Bu, sıkça alışıldığı gibi ,duyumlara dayanan bir transfer dönemi söylentisine de

benzemiyordu. Transferi dillendiren doğrudan Galatasaray yönetimi idi.

Zaten Yönetim bu isteğini Derwall’e çoktan bildirmiş ve aracılığını istemişlerdi.

O sırada Derwall memleketinde tatildeydi. Yerine Mustafa Denizli’yi yetiştirmiş, artık saha içerisinden emekli olmuş, Galatasaray’a Futbol kademe yöneticisi olarak hizmet verecekti.

Koskoca Avrupa şampiyonu hocanın eski öğrencisini araması istenmişti. Derwall ise bu işe hiç sıcak bakmamıştı ama başkanı kırmadı.

Muhtemeldir ki yüzü ekşidi Alman Hoca’nın... Bunu daha sonra söyleyeceklerinden anlayacağız.

O dönemleri bilenler için Karl-Heinz Rumenigge’yi tarife gerek yoktur sanırım. O’nun Bayern dönemine hatırlayanlar, santrafor mevkiine daha sonraki yıllarda geçtiğini, esasen kanattan topu taşıyıp getiren bir oyuncu olduğunu iyi bilirler. Topu kendi yarı alanının sol çizgisinden alıp rakip ceza yayına kadar getirişi her maç sıklıkla tekrarlanan bir durumdu ve en önemli özelliği, ondan o 45 metrede topu almanın çok kolay olmamasıydı.

Meier, Breithner, Beckenbauer, Müller, Schwarzenbeck, Höness kardeşler, ,.... 70’li yılların efsane kadrosundan ilk akla takımdaşlarıdır

Tabii 19 yaşındaki Erhan Önal’ın bu kadroda boy gösterdiğini eklemek gerekir.

Bayern’de müthiş bir kariyer sonrası, Avrupa şampiyonasını takiben Çizme’nin Altobelli’li, Mandorlini’li, Zenga’lı, Pellegrini’li, Bergomi’li, Passarella’lı İnter’ine transfer olmuştu.

Gelelim bu tarafa...

Başkan’ın ve Dönemin Galatasaray yönetiminin amacı ne olabilirdi?

Sansasyonel bir transfer mi... Belki!

Çünkü, o günlerde. ezeli rakiplerinin gündemini de bu tür haberler işgal ediyordu.

Belki de Ali Tanrıyar, tıpkı Derwall’in getirilmesindeki mantık gibi, saha içerisinde de Avrupalı bir yıldız ve o bakış açısını takıma sokmak istiyordu.

Bu yolla da, zaten potansiyelini ortaya koymuş olan takımın, aşama kaydetmesini temin etmek istiyordu... Kim bilir?

73’ten sonra birçok kez Avrupa’da oynamıştı takım ancak ilk kez Şampiyon kulüplerde boy gösterecekti.

Peki sadece 2 yabancı kontenjanının olduğu bir dönemde taze şampiyon Galatasaray kimden vazgeçecekti?


Simoviç ? Hayır. Kontratı devam ediyordu ve o günkü pozisyonuyla gönderilmesi kimsenin aklına gelmiyordu....

Prekazi? Evet. Prekazi Galatasaray’da devam etmeyeceğini dillendirmişti sağda solda. Galatasaray da ona, bonservis parasını getirip ayrılabileceğini söylemişti. Eğer Rumenigge transferi olacak olur ise belki daha da kolaylık sağlanırdı.

O zamanlar futbolcuların kontratlarının bitmesi kendilerini serbest bıraktırmalarına yetmiyordu. 1995 yılında Avrupa adalet divanına başvurarak, bu durumun değişmesine neden olacak olan Belçikalı oyuncu JEAN MARC BOSMAN, henüz hiçbir şeyden habersiz Standart Liege’de oynamaya devam etmekteydi.

Bu karar futbolda deprem yarattı ve Bugünün düzeninin temellerini attı.

Üç önemli nokta vardı bu kararda... Bunlardan birisi de sözleş

me bitiminde futbolcuların serbest kalması idi.

Rumenigge için de İnter tarafından biçilen değer 1.120 bin mark idi. Bir o kadar da Rumenigge isteyecekti doğal olarak. Bu, transfer bütçesinin tamamını aşan bir meblağ idi.

Zaten işin bir ucu da buradan arıza veriyordu. O dönem sakin düşünen otörler, bu işlerin ayağı yere çok basan işler olmadığının farkındaydılar

O dönem, Erdal Keser 250 bin mark istedi diye Derwall “Dortmund’da yedek oturmuş bir oyuncu için o kadar para fazla” demişti ve süreçte Erdal, Sarıyer’e imza atmak durumunda kalmıştı. Artık kıyaslamayı siz yapın. Tanju Çolak ve Büyük Savaş için de harcamalar yapılmıştı. İç transfere paralar dökülmüştü.


Rumenigge ise ağır bir tendon sakatlığını takiben ciddi bir ameliyat geçirmişti. Artık 32 yaşına gelmişti.

Futbola dönüp dönemeyeceği, dönerse de ne zaman döneceği konusunda bir netlik yoktu. Belki bu denli kariyerli bir oyuncuya, o dönem bir Türk takımının talip olabilmesi de bu durumdan kaynaklanıyordu.

İnter kulübünün yabancı oyuncu kontenjanında Arjantin’in ünlü kaptanı Pasarella vardı. Kulüp, Rumenigge’nin belirsiz durumu nedeniyle Belçikalı genç yıldız Şifo’yu transfer etmiş, Rummenigge’yi de satış listesine koymuştu.

O sıralarda Rummenigge İtalya’nın İsviçre sınırındaki Como gölü kıyısında bir şatoda istirahatteydi.

Bir gün Rummenigge’nin kaldığı şatonun 41 80 32 numaralı telefonu çaldı.

Arayan Alman milli takımından hocası Jupp Derwall’di...

Konuştular ve kapattılar .

Sonra aynı telefon Tekrar çaldı... Bu kez Türk basını idi arayan....

İki telefona da benzer yanıtlar verdi.

Rummenigge bu konuda çok netti. İtalya’da kalmak ilk tercihiydi. Sonrasında menajerlik planlıyordu.

Türkiye’de oynamayı düşünmüyordu.

Derwall, kafasına yatmayan bu transfer konusunda zaten çok netti: “ Futbol oynayıp oynayamayacağı bile belli olmayan bir oyuncuya bu kadar para vermek akıl işi değil” diyordu. Öğrencisinin kararı kendisini rahatlattı ve ülkesindeki tatiline devam etti.

Rummenigge'nin durumunu ve Türkiye’ye bakış açını anlayabilecek en iyi insan yine Derwall’in kendisi idi. Derwall hocalığının, Rummenigge de futbolculuğunun sonundaydı.

Galatasaray’a gelmesi için, Faruk süren ve Alp Yalman Almanya’ya gönderilmiş ve başlarda Tecrübeli Hocadan HAYIR cevabı almışlardı. Ancak Projelerle ikna edildi.

Galatasaray’a geldiğinde Florya’da çim saha yoktu. Oyuncular toprak sahada çalıştıkları için topa kayarak müdahale etmeyi bile bilmiyorlardı.


“Buradan daha kötü bir başlangıcı ancak Alaska’da yapabilirim” demişti

Anlaşılan Rummenigge’nin sakatlığı çok da hafif değildi. İnter kapıya koydu. En erken birkaç ay sonra oynayabilecekti. Bir dönem kulüpsüz kaldı ve Galatasaray’ın teklifinden 3 ay sonra İsviçre’nin Servette kulübüyle sözleme imzaladı. İlk maçına da birkaç ay sonra çıkabildi.

Beşiktaş’ın istediği Santillana Real Madrid’de devam etti ve 2 sene sonra kariyerine nokta koydu. Fenerbahçe ise Tony Schumacher’e 1 sezon sonra 34 yaşındayken kavuştu.

Galatasaray Prekazi ile anlaştı ve 4 yıl daha oynadı.

Peki Rummenigge’nin verdiği karar kendisi açısından nasıl değerlendirilebilir?

Aslında Avrupa şampiyonu olmuş ve artık emekli olması gereken Derwall’in Türkiye'de çalışma cesareti, onun en azından 1 ülkede efsane olmasını sağladı. Derwall, Türk futbolunun çehresini değiştiren adam olarak tarihe adını yazdırdı.

Rummenigge, daha rahat bir kariyer sonu planladı. İsviçre’nin Servette kulübüne gitti ve orada da başarılı 3 sezon geçirerek 1990 yılında futbola veda etti. Akabinde de Bayern kulübüne Beckenbauer ile birlikte davet edilip yıllarca hizmet etti, başkanlık yaptı.

Galatasaray’a gelse idi; tecrübesini, saha içerisindeki güven veren duruşunu sahaya yansıtsa, Avrupa kupalarında boy gösterse idi ve başarılı olsa idi; şimdi kahraman olduğu bir ülkesi daha olabilirdi... Tabi işler tersine de gidebilirdi. Bu arada Prekazi’nin Monaco maçlarını da hiç seyretmemiş olurduk...